Skip to content

January 21, 2011

Kararan kuğu : Black Swan

siyah kuğuFilmin ana konusu ilk başlarda ergenlik problemleri gibi gözükmesine rağmen, bir süre sonra boyut değiştirip, kırdığı ayna ile kişisel bir savaşa dönüşmesi olarak algılayabiliriz. Filmin başından sonuna kadar Nina’nın bize yansıttığı tedirginlik ile beraber filmdeki karanlık sahnelerin yoğunluğu bir yandan insanı filme çekerken bir yandan iç sıkıntımızı artırıyor.
Filmde soyut ve somut kavramlar birbirine epey karışmış bir şekilde, Mulholand Drive filmini anımsattı nedense. Ve filmin tümünün aslında bir Black Swan balesine dönüştürülmeye çalışıldığını hissettim çünkü filmin başında zerafetine hayranlık duyduğumuz Nina, sonrasında izleyiciyi tahrik etmeye yöneliyor.
Filme hayran kaldığım iki sahne oldu. 1.si öpüşürken dudak ısırma sahnesi 🙂 Öyle bir sahneyi daha önce izlemedim ve bence bu filmden sonra artık öpüşürken dudağı ısırma bir metafor olarak kullanılabilecek, utangaç insanların içinde sakladıkları cinsellik duygusunu temsil edecektir.
Dİğer bir sahne ise, elektrikler provada bir anda kesilir ve hala çalıştıkları için tekrar açmaları söylenir. Nina’ya dikkat ederseniz elektriklerin açıldığı anda eli ağzında parmağını kemiriyor, bence bilinçaltı bu kadar güzel anlatılamazdı.
Filmden bahsedip annesine değinmeden olmaz. Nina’nın cinsellikle ilgili sorunları, kendi olma mücadelesinin ana kaynağında annesi duruyor. Kızının kendisi gibi olmasını istemediğini o yüzden çok baskı kurduğunu anlıyoruz.

Görüntü yönetmenliği konusuna değinmeden olmaz. Balerinlerin döndüğü zaman kameranın da başarılı bir şekilde tutulmasını nasıl sağlamışlar çok merak ediyorum, bir nevi kamera da dans ediyordu. Hem balerin dönüyor hem kamera dönüyor ve izleyici hiç rahatsız olmuyor, her şeyi takip edebiliyor, o sahneler için ne kadar uğraştıklarını da merak ediyorum. Dipnot olarak Pi’den beri Aronofsky’nin görüntü yönetmenliğini Matthew Libatique yapıyormuş, tüm uzun metrajları beraber yapmışlar demek.

Beğenmediğim yerlere gelince, soyut-somut olayların ayırımı biraz zor geldi bana. Hoş, filmin vermeye çalıştığı kendi olma çabası, hırs, anne baskısı vs duygularına fazlasıyla hizmet edip amaçlarına ulaştılar. Zaten önemli olan da bu değil mi, “Nedir Allah aşkına kibrit kutusu?” 😉

Filmle ilgili de bir kac kehanetim var: Bence filmdeki hicbir kan gercek degildi, hepsi Nina’nin kendine karsi olan savasin simgesiydi, savas siddetlendikce kan da artiyordu ve en sonunda tum vucudunu kapliyordu (madem gercek degil neden ambulansi cagirdilar diyebilirsiniz, ben de cevap olarak zaten filmde tek sevmedigim kisim orasiydi derim).

Digeri ise annesinin olmus olmasi :S Galiba kiyafetleri her yerde ayniydi bu bir ipucu. Annesinin Nina disinda hickimseyle konustugunu gormuyoruz, kapiyi Nina’nin arkadasina acmis olsa bile hic onlari ayni karede gormuyoruz.

Leave a Reply