Skip to content

November 17, 2011

A separation – Bir ayrılık (2010)

Bu aralar İran sineması, İran’daki yasam ilgimi çekmeye başladı. Komşumuz olmasına rağmen Tayland veya İsveç’le ilgili daha çok bilgim olduğunu söyleyebilirim. Belki de kapalı politikasından ve Avrupa ve Amerika ile ilişiklerinin kötü olmasından kaynaklanıyor ama o köklü İran kültüründen mahrum kaldığımız ortada.

Film fotokopi makinesinde bazı kimlik kartlarının kopyalaması ile açılıyor. Biri anlatsa çok hoşuma gitmeyebilirdi o sahne ama nedense bana çok şık geldi. Sonra anlıyoruz ki esler birbirinden boşanmak istiyor vs.

Hemen filmin senaryosunun ne kadar karmaşık ama bir o kadar sade oldugundan bahsetmek istiyorum. Sadeliği basit olaylar zincirinden geliyor, karmaşası ise bu basit olayların birbiri icine farklı köşelerden geçişmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu anlaşılır karmasa film boyunca olaylara sebep olarak sucladigimiz gunah kecisinin değişmesine ve biz de bir önceki günah keçisi ile iliski kurmaya ve suçladığımız için de vicdan azabına sebep oluyor. Yani film boyunca, olaylar geliştikte sucu başka birine atıyor sonra pişman olup başka birini suçluyoruz. Bu ironiyi gözümüze soka soka yaptırıyor ve filmin en büyük basarılarından biri burada yatıyor. Nasıl oluyor da daha önceki tecrübelerimizden pişman olabileceğimizi bildigimiz halde sanki hiçbirşeyin farkında değilimisiz gibi aynı şiddette suçlamaya devam ediyor, edindigimiz datayı anında silebiliyoruz. İnsanın hep nisyan kökünden geldigi söylenir zaten, ona bir atıf gördüm sanki.

İlk basta hemen anneyi suçluyor, sonra sucu babaya atıyor sonra temizlikci, sonra onun eşi vs vs. Film bizden olaya sadece beri olay olarak bakmamızı vurgularken biz hel ayrıntılarda takıliyor, genc kızı, kucuk kizi ve dedeyi unutuyoruz. Genc kızın nasıl etkilenmiş olabildiğini ise en sonunda gözyaşları icinde görünce hatirliyoruz. Gercek hayatta da ebeyeynler bu yonde kararlar alıyor ve kararları sonucu ortaya çıkan facia cogu zaman katlanmaları gereken durumdan daha maliyetli çıkıyor. Bu noktada ebeveynler için doğru karar nasıl alınmalıdır bir önerim yok henüz ama bana bazı arkadaşların paylaştığım robot siyasetçiler teorimi hatırlattı.

Teoriye göre su anda yapılan savaşların, milletler arası olusan önyargılar, nefretlerin en büyük sebebi politikacıların saçma sapan yanlış kararlarıdir. Cogu insan Paris’i cok sever oraya gitmek için can atar ve Fransız ınsanlarını da cana yakın bulur ama gel görün ki politikacılarımız yüzünden Fransızlara Fransa’ya karsı bir önyargı birikmiş, elimize geçse tek kasık suda bogup, Eyfel’e Türk bayrağını dikeceğiz. Ayni sorun Ermenilerle de var. biz bu insanlarla yüzyıllar boyunca kardes gibi yasamısiz, nasıl olur da 50 sene için de birbirimize bu kadar kötülük etmiş, birbirimizden bu kadar nefret eder olduk. Teoriye göre siyasetçiler robot olacak ve aynı input’a her zaman doğruluğu ispatlanmış aynı output’u verecek. Bu sayede halklar siyasetçiler yüzünden artık birbirine dusman olmayacak ve komposit bir dünya kültürü oluşturarak medeniyete he biri ayrı ayrı katkı sağlayacaktır vs vs.

Bu filmde hatırlamamın sebebi ise, siyasetçi-toplum iliskisini ebeveyn-cocuk iliskisinde gormuş olmam oldu. Kardesim çocuğunuzu nasıl büyüteceginizi bilmediğiniz için bu cocuk zarar görüyor ve üzülmesine sebep oluyorsunuz. Cocuğun ne sucu var eğer siz anlaşamıyorsanız. Biraz yüzeysel bir bakış açısı, kabul ediyorum, bütün insanlığı robotlara dönüştürme fikrini benziyor ama en azından insanlar ve onların Prens Yılan hikayesine donen ilişkilerini düzeltmek için güzel bir başlangıç.

Onun dısında irandaki yasama ait bilgiler edindim. Alo diyanet hattı gibi bir kürüm var anladığım kadarıyla ve oraya yaptığınız seyin caiz olup olmadıgını soruyorsunuz, çok hoşuma gitti. Evleri sokakları insanları gördüm, nasıl bir mimarileri var, ne giyiyorlar, hepsi sakallı mı bunları öğrendim. İrana hem kültürel hem dini hem de tarihsel olarak bu kadar yakın olmamıza rağmen bu bilgileri hala bir filmden öğrenmem trajikomik (robotlar geldi aklıma yine). Benim de eksikliğim olabilir ama Türkiye’de benim gibi bir çok insan olduguna eminim.

Filmde en çok genc kıza ve temizlikci bacıya üzüldüm. Özellikle temizlikci bacı iyi niyeti sonucu çok kötü hatalar yapıyor ve bir nevi bunun cezasını çekiyor. O kadar temiz bir kadın ki, yaşlı amcanın temizliği için önce caiz oldugundan emin oluyor, onu hirsizlikla suçladıklarinda çıldırıyor, yalan yere Kuran’a el basamıyor vs. bunlar çok değerli ve elde edilmesi zor yetiler.

Performansa gelince anne ve babanın oyunculuğu gercekten çok güzeldi. Baba ile beraber sinirleniyor, bı süre sonra aynı tepkileri verdiginizi farkediyorsunuz. Anneyi ise anlamaya çalışıyor, kırgın olmasına rağmen ne kadar da yardim ediyor diyorsunuz. Özellikle en sonra kızına bağırıp seni arabada bekliyorum dediği sahne muhtesemdi.
Diğer karakterlere ise biraz pürüzlu bir oyunculuk vardı, bacı ile eşi kimi yerde gereğinden fazla fakir edebiyatına giriyor, özellikle kocası her iki kelimede bir, biz sizin gibi zengin degilsek karımıza hayvan gibi muamele ediyoruz mu sanıyorsunuz, fakırız diye bizi söyle mı sandiniz gibi konuşmalarını abartılı buldum. Asghar Farhadi’nin durumu kötü olan tabakayla ilgili anıları olsa gerek ki sürekli vurgusa bulunmuş onların da aslında medeni olabileceğini, zengin olunca insanlara ekstra ozellikker eklenmediyini vurgulamış. Çok güzel yapmış ama dediğim gibi abartıya kacinca sanki egitime girmiş gibi hissediyorsunuz.

Ha bir de filmin çok sevdiğim diğer bir özelliği ise mesajini o kadar naif, sade bir sekilde veriyor ki, minimal bir anlatım Sezer gibi oldum. İnşallah bu yonde kendini geliştirir de İran sineması hakettiği yeri bulur biz de daha çok bilgi sahibi olup, İran’la olan bağlarımızı yine kurmaya başlarız.

Read more from Sinema

Leave a Reply