Skip to content

November 4, 2012

Ruby Sparks (2012) – Yalnizligin farkli bir boyutu

Filmle ilgili ozet bilgiyi suradan okuyabilirsiniz, ben de bu yaziyi okuyup, izleyeyim dedim.

Linkini verdigim elestiriden de anlasilacagi uzere, filmdeki yazarimiz hayal ettigi ve kitabinda yazdigi kiz arkadasi gercek hayatinda gormeye baslar ve kitapta kiz arkadasinin karakterini degistirince, ayni zamanda gercek hayattakinin karakteri de degismis oluyor. Film romantik-komedi kategorisinde ve bayagi eglenceli kisimlari var.

Fakat ben filmi izlerken daha cok yalnizlik temasinin vurgulandigini gordum, ozellikle daha ta en basta erkek kardesinin, “Senin hic arkadasin yok” demesi; Ruby geldikten sonra da benzer bir cumlenin soylenmesi; herkes annesinin evinde cok eglenirken kendisinin kulubede yalniz kitap okumasi ornek olarak gosterilebilir. Ki annesinin gelip orada “Bir sorun yok degil mi”, diye sormasi belki de sanatcinin kendini kalabalikta yalniz hissetmesi duygusunu daha da gozumuze sokmasi olarak algilanabilir.

Filmin eglenceli kismi olan, Ruby’nin karakterini degistirme kismiyla ilgili, bence Yazar/Senarist karakter yaratirken de cok benzer process’lerden geciyor. Karakterin orasini degistiriyorsun bakiyorsun sahici olmamis, baska bir ozellik ekliyorsun bu sefer eski yaptiklarina ters dusuyor vs., filmde aslinda bu karmasa-kafa karisikligini eglenceli bir sekilde anlatmis.

Ama benim belki de en fazla ilgimi ceken kisim, sanatcinin onune hayalindeki dunyayi koysaniz bile, sanatci oradan da sıkılır ve baska hayller kurmaya baslar (kanimca bu da dolayli olarak yalnizlik temasi ile ilintili). Burada sanaticinin tam olarak ne istedigini bilmemesi durumundan bahsedilebilir ama dusununce aslinda herkesin hayatinda/hedeflerinde boyle bir boyut var. Bununla beraber Orhan Pamuk’un da bir soylesisinde bahsettigi, “kendi yazdigim bazi kisimlari ben bile okuyunca neden yazdigima anlam veremiyorum ama guzel duruyor” durumu da mevcut. Bir yazarin duygu yonu agirlikli olmasi ve belki de her yaptigini akliyla acilamiyor (veya aciklama geregi duymuyor, aciklamak icin cok zaman harcamak istemiyor desek daha dogru olabilir) da onun yerine kalbiyle hareket ediyor olmasi da, yazarin ne istedigini bilmiyor diye tarif ettigimiz duruma dahil edilebilir.

Yukarida da kisaca degindigim, bu durumun yalnizlik ile ilintili olmasina gelince, aslinda yazar butun kesiflerini yalniz basina yapar, yani kendi zihniyle yapar. Bir anda daha once baglanti kurmadigi iki farkli sey arasinda baglanti kurmaya baslar ve bu baglanti sonucunda farkli anlamlar olusturur. O yuzden filmdeki yazarin yaptigi hata aslinda yazma (veya hayal) boyutunu gercek dunya boyutu ile karistirip, ayni anda yasamaya calismak oldu. Halbuki bu iki dunya ayni anda var olamaz cunku birinden kactigin icin digerine gidiyorsun.

Iste sanatcinin yalniz olarak yasadigi ve hicbir zaman icinde surekli yasamak istemedigi dunyayi anlatma noktasinda, bence film uzerine duseni buyuk orandi sagldi. Fakat bu mesaji cikarabilmek icin filmi once populer kultur ogelerinden iyice suzmek gerekiyor; zira izlensin diye bayagi bir sey eklemisler.

Read more from Sinema

Leave a Reply