Skip to content

Posts from the “Sinema” Category

24
Feb

Lincoln (2012) – Guzellikten kopanin diger bir dunya arayisi

Lincoln MovieLincoln filminin etkisi altinda ve Daniel Day-Lewis’is bas dondurucu performansinin buyusi altinda, hafizaya kazinan bir oyunculugun bana icinde bulundugumuz dunyadan belki de sıkıldığımız icin, nasil baska dunyalar arayisini animsattigini anlatacagim. Ozellikle bu aralar henuz 1. bolumunu okudugum Orhan Pamuk’un “Saf ve Dusunceli Romanci” kitabinda bahsedilen roman sanatinin birbirleriyle celisen seylere (kitabin kurmaca oldugunu bilmemize ragmen gerceklik hissini yitirmesine kizariz) ayni anda ictenlikle inanabilme yetenegimize bagli olmasini okurken, Lincoln’u oynayan adamin bir aktor oldugunu bilmeme ragmen onun bu kadar gercekci oynamasi ve film boyunca icimde gercek olmadigina dair en ufak bir his olusturmamasi belki de “guzellik” olarak tabir edecegim kavrami, tipki kitaplardaki haliyle dusunmemi saglamistir. Bir yandan bu guzelligi gordukten sonra, guzeli gormenin ektisiyle icimde tarifini edemedigim bir cosku belirdi cunku Lewis bu rolu oynarken, ayakta dururken, elini “somwehere in between” derken havada suzerken, bakislari kararip uzaklara dalarken, yururken, komik hikayeleri anlatirken, oglunu severken o kadar guzel gozukuyordu ki onu izlerken gozlerimi alamadim.

 

Daha sonraki etkilerine gelecek olursak, icimdeki cosku siddetini hafifletmeye ve yerini tek gecelik bir depresyon olarak ozetle ifade edebilecegim, dunyadan gecici bir bikkinlik hissine birakti cunku icinde bulundugum dunya bu kadar guzel degildi cunku aslinda ben daha guzel dunyalar bulabilme hevesiyle bu filmi izliyormusum ve aslinda bu hedefime dair ufak bir ipucu bulmam beni bu kadar etkilemis.

Bu kadar abartiyla bahsettigim performansin ne kadar iyi oldugunu herkes izleyerek karar verebilir elbette ama bir kitabi okurken, bir filmi izlerken sanki bir zamanlar o “guzel” diyarda idik ve su an onun arayisi icerisindeyiz iddiasi zannimca hep gecerli bir haldir. Performansi mumkun ve goze carpan kilan diger etkenleri de unutmamak gerekiyor tabiki, ornegin filmde isigin kullanimi buna dogrudan etki eden faktorlerden biri. Karisiyla odada yaptigi konusmalar, masa basindaki toplantilar ve o sikintili ortami anlatabilmek icin mavi-grimsi bir filtre o atmosferi, Lewis’ten etkilenmeyi dogrudan etkileyen faktorler.

4
Nov

Ruby Sparks (2012) – Yalnizligin farkli bir boyutu

Filmle ilgili ozet bilgiyi suradan okuyabilirsiniz, ben de bu yaziyi okuyup, izleyeyim dedim.

Linkini verdigim elestiriden de anlasilacagi uzere, filmdeki yazarimiz hayal ettigi ve kitabinda yazdigi kiz arkadasi gercek hayatinda gormeye baslar ve kitapta kiz arkadasinin karakterini degistirince, ayni zamanda gercek hayattakinin karakteri de degismis oluyor. Film romantik-komedi kategorisinde ve bayagi eglenceli kisimlari var.

Fakat ben filmi izlerken daha cok yalnizlik temasinin vurgulandigini gordum, ozellikle daha ta en basta erkek kardesinin, “Senin hic arkadasin yok” demesi; Ruby geldikten sonra da benzer bir cumlenin soylenmesi; herkes annesinin evinde cok eglenirken kendisinin kulubede yalniz kitap okumasi ornek olarak gosterilebilir. Ki annesinin gelip orada “Bir sorun yok degil mi”, diye sormasi belki de sanatcinin kendini kalabalikta yalniz hissetmesi duygusunu daha da gozumuze sokmasi olarak algilanabilir.

Read more

26
Feb

The tree of life – Hayat ağacı

Keske filmi izler izlemez bu postu yazmaya başlasaydım da o şahane görüntüleri, enfes benzetmeleri ve evrenin yasam öyküsünün nasıl birebir insan yasamı ile aynı olduğunu hatırlamak daha kolay olurdu.

Nasıl ki insan doğup büyüyüp oluyorsa evren de aynı aşamalardan geçerek nihayete erecektir, sadece biz bunu algilayabilecek genişlikte bilgiye sahip değiliz henüz. Aslında cok kişisel bir film izliyoruz çünkü Malick’in müzik ile ilgilenen kardesi intihar etmiş ve Malick de hep kendini bunun yüzünden suçlu hissetmistir, belki de kardeşine adadığı bir ağıt, bir merasim, bir şölen olarak da anılabilecek bir film.

Evrendeki yıkımın aslında bir yokolus olmadıgı, bunun bir degisim, dönüşüm olayi olduğu gibi insandaki yıkımlar da (evladının ölmesi) bir yıkım değildir, sadece madde form değiştirmiştir tıpkı insanın da yeterli bilgiye sahip olduğu zaman form değiştirdiği gibi (ilkokul, lise, üniversite en basit tabiriyle).

Yüksek binalar arasında kameranın ağaca odaklanıp yapayliklar arasındaki doğallığı göstermeye çalısmasını her çağda vuku bulan eskiyi özleme, nostalji hastalığı olarak görüyorum zira insanların gecmiste özledikleri seyler eminim ki kendinden önceki zamana göre de yeni olan seylerdi, o yuzden bana banel bir vurgu olarak geldi. Read more

17
Nov

A separation – Bir ayrılık (2010)

Bu aralar İran sineması, İran’daki yasam ilgimi çekmeye başladı. Komşumuz olmasına rağmen Tayland veya İsveç’le ilgili daha çok bilgim olduğunu söyleyebilirim. Belki de kapalı politikasından ve Avrupa ve Amerika ile ilişiklerinin kötü olmasından kaynaklanıyor ama o köklü İran kültüründen mahrum kaldığımız ortada.

Film fotokopi makinesinde bazı kimlik kartlarının kopyalaması ile açılıyor. Biri anlatsa çok hoşuma gitmeyebilirdi o sahne ama nedense bana çok şık geldi. Sonra anlıyoruz ki esler birbirinden boşanmak istiyor vs.

Hemen filmin senaryosunun ne kadar karmaşık ama bir o kadar sade oldugundan bahsetmek istiyorum. Sadeliği basit olaylar zincirinden geliyor, karmaşası ise bu basit olayların birbiri icine farklı köşelerden geçişmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu anlaşılır karmasa film boyunca olaylara sebep olarak sucladigimiz gunah kecisinin değişmesine ve biz de bir önceki günah keçisi ile iliski kurmaya ve suçladığımız için de vicdan azabına sebep oluyor. Yani film boyunca, olaylar geliştikte sucu başka birine atıyor sonra pişman olup başka birini suçluyoruz. Bu ironiyi gözümüze soka soka yaptırıyor ve filmin en büyük basarılarından biri burada yatıyor. Nasıl oluyor da daha önceki tecrübelerimizden pişman olabileceğimizi bildigimiz halde sanki hiçbirşeyin farkında değilimisiz gibi aynı şiddette suçlamaya devam ediyor, edindigimiz datayı anında silebiliyoruz. İnsanın hep nisyan kökünden geldigi söylenir zaten, ona bir atıf gördüm sanki.

Read more

4
Sep

Çoğunluk

Çoğunluk
Çoğunluk (Çoğunluk)
2010
Yönetmen: Seren Yüce
Bartu Küçükçaglayan, Settar Tanrıöğen…

Oncelikle mizansenini cok begendim. Ayrintilarda en ufak bir atlama yok, her sey yerli yerinde ve olmasi gerektigi gibi. Zengin sayilabilecek bir aile ile iglili bir cok sosyolojik noktaya deginmis, problemlerden bahsetmis ve bunu cok guzel bir sekilde ifade etmis. Fakat bircok konudan bahsetmesi bazen izleyicinin dikkatini farkli yerlere kaydirabiliyor ve izledikten sonra verilen mesajlarin toparlanmasini engelleyebiliyior. Ayrica filmin adi Cogunluk nedense pek bir sey cagristirmiyor, zorlayinca Mertkan’in cogunluga uymasi olarak algilayabiliriz ama daha uygun bir isim bulunabilirdi. Read more

21
Jan

Kararan kuğu : Black Swan

siyah kuğuFilmin ana konusu ilk başlarda ergenlik problemleri gibi gözükmesine rağmen, bir süre sonra boyut değiştirip, kırdığı ayna ile kişisel bir savaşa dönüşmesi olarak algılayabiliriz. Filmin başından sonuna kadar Nina’nın bize yansıttığı tedirginlik ile beraber filmdeki karanlık sahnelerin yoğunluğu bir yandan insanı filme çekerken bir yandan iç sıkıntımızı artırıyor.
Filmde soyut ve somut kavramlar birbirine epey karışmış bir şekilde, Mulholand Drive filmini anımsattı nedense. Ve filmin tümünün aslında bir Black Swan balesine dönüştürülmeye çalışıldığını hissettim çünkü filmin başında zerafetine hayranlık duyduğumuz Nina, sonrasında izleyiciyi tahrik etmeye yöneliyor.
Filme hayran kaldığım iki sahne oldu. 1.si öpüşürken dudak ısırma sahnesi 🙂 Öyle bir sahneyi daha önce izlemedim ve bence bu filmden sonra artık öpüşürken dudağı ısırma bir metafor olarak kullanılabilecek, utangaç insanların içinde sakladıkları cinsellik duygusunu temsil edecektir.
18
Jan

Babamı öldürdüm (I killed my papa)

I killed my motherXavier Dolan’ın 2009’da çektiği Annemi Öldürdüm (I Killed My Mother) filmini duymuşsunuzdur, Cannes Film festivalinde en çok konuşulan filmlerindendi. Genç yaştaki (19) bir adamdan hiçkimse bu kadar gerçek bir film beklemiyordu.

Filmle ilgili devam etmeyeceğim ama bu gönderiye isim verirken bana ilham kaynağı olduğu için kısaca bahsetmek istedim.

Hemen konuya girmek gerekirse babalarına aşık çocuklardan nefret ederim ve babaları gibi olmak için yarışan insanları gördükçe dünyaya aynısından ikinci insanın ne işe yarayacağını düşünür, o çocuklara karşı içten içe bir önyargı beslerim.

Read more

8
Jan

Film Zekasi

Mulholland Dr. (2001)

İnsanlar Recep ivedik gibi filmlere o kadar alışmış ki dış kapının kolunu sola değil de sağa koyduğunuzda bu ne saçmalık öyle film mı olurö o kolun orada ne işi ver diye hemen sizlanirlar. Benzer bır ornekten gıtmek gerekirse, ezbere dayalı kare bulmacayı çözmek için gereken zeka sudokuna yetmeyecektir ve o kisinin sudokuyu cozebilmesi için zekasını geliştirmesi gerekmektedir. Ben de sanat filmi diye adlandırdığınız filmleri bu yüzden izliyorum: film zekamı geliştirmek icin. İnsanlar usenmemis düşünüp bir seyler çekmiş ve siz en ukala tavrınızla “hiç gülmedim ki” sitemini edebiliyorsunuz. Halbuki film izlemek benim icin sadece degersiz zamanıma deger katmak icin boş zamanlarımda yaptıgım bir aktivite degil; ki bu konuda cogu insandan ayrılmış oluyorum çünkü insanlar artık otomatige baglamis bir sekilde. Eğer filmde patlayan bombalar, uçan arabalar veya hüngür hüngür ağlatan sahneler, kalbimizi paramparça eden acilar izlemeseler bir filmden tatmin olamıyorlar halbuki kafa yoran filmler de çekiliyor. Birinin bu insanlara haber vermesi lazim.
Zeka uzerinde durulduka gelişir; bu da sürekli düşünmeye denk geliyor. Türk toplumu bu özeleştiriyi kabul etmeli: düşünmüyoruz. Bu iddiamı da gündemde var olan zam üstüne zamlar, dünya petrol sampiyonlugu veya örgüt üyelerinin salınımı gibi protesto edilecek ve edilmesi gereken onlarca konu varken, hayal ürünü bir tarih senaryosuna sahip dizinin daha yayınlanmaya başlamadan önce verilen tepkileri göstererek ispatlayabilirim.
Filmlerin yalnızca vakit öldürmek icin izlendiği bir ülke hiç umut vaadetmiyor. O yüzden film zekamı elimden geldiğince geliştirmek icin en abuk sabuk filmleri izlemekten hiç ama hiç cekinmeyecegim.

10
Dec

TURIST’in guzel ajani(!)

Turist - Tourist (2010)

Bu hafta vizyona giren Turist filmi eminim ki sadece oyuncularina bakilarak bir çok kisinin gitme sebebi olmuş bir film. Çılgın turistimiz Johnny Depp ile yasin getirdiği olgunluğunu cesur bir sekilde ortaya kıyan Angelina ablamız var başrollerde.

Hızlı bir ritim ile başlayan film aksiyon filmi olduğunu hemen ilk sahnelerde Elise’in harika dakikligi ve polisler arasinda yasanan hızlı bilgi akısından anlaşılıyordu. Lakin aksiyon beklentilerimizi ilerleyen dakikalarda yavaslayan ritmi ile kısmen bosa çıkarsa da, hiç kimsenin beklemediği finali ile en azından senaryosunda gördüğüm bozuklukları giderdi ve herkes gibi beni de ters kose etti.

Read more

9
Dec

Dar Alanda Kısa Paslaşmalar

dar-alanda-kisa-paslasmalar
Filmin adını ilk duyduğum zamanlardan beri ilgimi çekmiştir ama izlemek ancak bugüne nasip oldu. Bir ara adinin neden dar alanda uzun paslaşmalar değil de kısa paslaşmalar olduğunu düşünmüştüm, çünkü dar alanda yapılan paslaşmalar doğal olarak kısa olmuş oluyordu, eğer filmin ismi konacaksa uzun paslaşmalar denerek bir tezat durumu ortaya koyman daha mantıklı gibi geliyordu. Neyse ki izledim ve film boyunca dar alanda yapılan kısa paslaşmaları bulmaya çalıştım ve sürekli filmin adını hatırıma getirdim ki varsa bir olayı kaçırmayayım. Basit hikayelerle başlayıp yine basit hikayelerle biten bir film olması aslında filmin adının verdiği anlamı yavaş yavaş ortaya çıkarıyordu çünkü çok olağan hikayeleri basit bir şekilde işleyerek mesajını vermeye çalışıyordu, filmin adının buradan geldiğini düşünüyorum. Tabi film boyunca hakim olan futbol ve futbolla ilgili olup da aslında hayata dair onca sözün de filmin isminde mutlaka katkısı vardır.

Read more