Skip to content

Recent Articles

28
Feb

Biz ne zaman bu kadar boş bir millet olduk

Su an Reno, Nevada’da masterimi yapmaktayım ve yaklaşık 6 aydır Amerikada’yim ve ilginçtir Türkiye’yi bir gıdım özlemedim ve bunu buradaki bir kaç arkadasıma da bir kac sefer mevzu bahis oldu ve söyledim. İlk basta dogrudan duygulardan gelen bir cevapti çünkü hakikaten özlemiyorum, sonraki konuşmalarda ise sevmediğimi anlatırken sebeplerini bulmaya çalıştım ve kendimce bir kaç etmen buldum. Tabi bu faktörler kimisi için sorun olmayabilir veya baskalarının muzdarip olduğu baska konular da olabilir, onlar da kendi bloglarını yazsınlar.

Öncelikle Türkiye’de büyük bir algı bozukluğu/yanlışlığı var, yani sen ne yaparsan yap, hangi acisini gösterirsen göster o şey daha önce karşılanmış ise o karadir, bunun baska bir yolu yok. Ya onlara Mahsun’un yaptıgı gibi izleyiciyi etkilemek için duygusal patlamaları olan, insanları salya sumuk ağlatan (Yalan Dünya dizisi bu bahsettigim olayla cok feci alay ediyor, özellikle “amacımız ajitasyon”u sürekli vurgulayarak) ama dramatik yapısı berbat olup altyazisi boş olan filmler izletip sadece kalplerine hitap ederek (ki sadece kalbe hitap edenlerden korkmak gerekir) onları etkileyip, değiştirmeye çalışacaksın. Ya da hiç ama hiç memnun olmadığım siyasetçilerimiz gibi Davos’ta celâllenerek, Fransa’nin Ermeni tasarısına cevaben asıp keserek, MİT ile ilgili jet yasa çıkararak vs vs BOŞ işlerle hem kendini hem de halkımızı meşgul ederek gündemi işgal ediyorlar ve mesela Apple firmasının artık birçok ülkenin toplam gelirinden daha fazla kar ettiğini göz ardı ediyor, hiçkimse için özenilecek bir durum arzetmiyor ve kimsenin haberi bile olmuyor, o kadar önemli meselelerimiz var ki!

Bu algı probleminin sebebi tabiki de yıllardır bilgisine bilgi eklemeyen, üretme yeteneği körelmiş (cocuk yapmaktan baska) kitap okuyup, araştırma yapıp, dunyayı güzelleştirme amacı tasimayan bireyler etrafta dolandigi için artık hafızalar kokusmaya başladı, bilgiler geçerliliğini yitirip artık zihinlerde çürümeye başladı. Nasıl ki suyu okyanustan alıp bir kapta yıllarca bekletince yosun tutup kokmaya başlarsa aynısı bizim basımıza gelmiş. Cahiliye devrinden aldığımız bilgiler hala hafızalarda kalıp tutmuş bir sekilde yer ederken, evrenin bu kadar degisken ve form değiştiren bir haline karşılık olmamız gereken yerden ne kadar uzak oldugumuzu umarım bundan 20 sene sonra anlayabiliriz en azından.

Diğer sıkıntı duydugum bir konu ise insanlardaki aşağılık kompleksinden kaynaklanan ezme/demoralize etme eğilimi. Bir insana farklı bir şey yapacagınızı söylediğinizde var ya onda o özellik olmadıgı veya yapamayacağı için öyle bir haset eder ki, sen kimsin de o işi yapacaksın getirir. Büyük bir eritme eğilimi var, iyi olan herseyi öldürme eğilimi de denebilir. Elif Şafak da bu konudan bir kaç sefer bahsetti röportajlarında ve bence cok haklı, yani en alt tabakadan en üst tabakaya bütün ruhumuzu cepecevre sarmış bu yere batası boktan özellik! Belki de bunun farkına Amerika’da daha da vardım çünkü burada ne yaparsanız yapın insanlar hiç olmazsa ne guzel diyor, kökten olmuyor bu cok önemli, özellikle yeni nesil cocuklar için.

26
Feb

The tree of life – Hayat ağacı

Keske filmi izler izlemez bu postu yazmaya başlasaydım da o şahane görüntüleri, enfes benzetmeleri ve evrenin yasam öyküsünün nasıl birebir insan yasamı ile aynı olduğunu hatırlamak daha kolay olurdu.

Nasıl ki insan doğup büyüyüp oluyorsa evren de aynı aşamalardan geçerek nihayete erecektir, sadece biz bunu algilayabilecek genişlikte bilgiye sahip değiliz henüz. Aslında cok kişisel bir film izliyoruz çünkü Malick’in müzik ile ilgilenen kardesi intihar etmiş ve Malick de hep kendini bunun yüzünden suçlu hissetmistir, belki de kardeşine adadığı bir ağıt, bir merasim, bir şölen olarak da anılabilecek bir film.

Evrendeki yıkımın aslında bir yokolus olmadıgı, bunun bir degisim, dönüşüm olayi olduğu gibi insandaki yıkımlar da (evladının ölmesi) bir yıkım değildir, sadece madde form değiştirmiştir tıpkı insanın da yeterli bilgiye sahip olduğu zaman form değiştirdiği gibi (ilkokul, lise, üniversite en basit tabiriyle).

Yüksek binalar arasında kameranın ağaca odaklanıp yapayliklar arasındaki doğallığı göstermeye çalısmasını her çağda vuku bulan eskiyi özleme, nostalji hastalığı olarak görüyorum zira insanların gecmiste özledikleri seyler eminim ki kendinden önceki zamana göre de yeni olan seylerdi, o yuzden bana banel bir vurgu olarak geldi. Read more

26
Feb

Turkish Enchilada – Sulu Durum

Isme nasil karar verdigimi hala hatirlamiyorum ama Turk damak tadina uygun cok lezzetli bir yemek olduguna eminim, uygulamali test ettim.

 

Malzeme:

– Patates, biber, kabak, sogan, havuc… her turlu sebzeyi ekleyebilirsiniz

– Sarimsak

– Ic harc icin Chili pepper veya toz kirmizi biber, biraz nane, biraz karabiber

– Lavas (Tortilla), marketlerde satilan daha iyi olur

– Ben sebzeli yapmistim ama tavuk veya hayvan etini pisirip de ic harca ekleyebilirsiniz

– Ustu icin salca, kasar, tereyag

 

Yapilisi:

– Oncelikle butun sebzeleri robottan geciriyorsunuz veya rendeliyorsunuz (evet patetes dahil)

– Sonra genis bir tencereye 3 yemek kasigi yag koyup 15 dk sadece patatesi kavuruyorsunuz, toz kirmizi biberi ekliyorsunuz ve 15dk daha kavuruyorsunuz

– Geri kalan tum rendelenmis sebzeleri karabiber ve nane ile beraber ekliyorsunuz (biraz daha yag eklenebilir) ve 20 dk daha kavuruyorsunuz, bu esnada etrafi cok guzel bir kokunun sarmasi lazim yoksa sorun var demektir

– Kavurma islemi sonlandiktan sonra lavaslarin icine harci koyup sariyorsunuz. Tek kat olmasi lazim sigara boregi gibi katkat sarilmamali ve kenarlari da acik birakilabilir

– Sarilan lavaslar resimdeki gibi yanyana dizilir

– Sos olarak da 3 yemek kasigi salcaya 1.5 bardak suyu koyup, nane ekleyerek sardiginiz lavaslarin ustune dokun ve firinda yarim saat pisirin

– Yarim saatten sonra cikarip uzerinde kasar rendesi ekleyip 10 dk daha pisirip peynir eritin

– Sonra da bir kismini kendiniz yeyip, birazini bana ayirin

 

26
Feb

Pimi çekilmiş bomba

Pimi çekilmiş bir bombadir her bebek doğduğunda. Kiminin erken sürer patlaması, kiminin öldüğünde; kimisi yıllar boyu dinler tik tak sesini, kimisi pimi bilmez çekildiğini. Eninde sonunda kurtuluş gerçekleşir ve bomba bombalığından cikip; barutun, metalin, kukurtun olduğu evrene geri doner, onların nefeslendigi havadan solur ve bir daha patlama ihtiyacı olmaz, zira patlamanın verdigi genişlik ona o kadar haz verir ki artık neden bir avuca sığmak istesin ki, bir kere hazzın sarhoşluğundan bir zamanlar bomba olduğunu coktan unutmuştur, o yüzden yalnızdir yeni doğan tüm bebekler.

17
Nov

A separation – Bir ayrılık (2010)

Bu aralar İran sineması, İran’daki yasam ilgimi çekmeye başladı. Komşumuz olmasına rağmen Tayland veya İsveç’le ilgili daha çok bilgim olduğunu söyleyebilirim. Belki de kapalı politikasından ve Avrupa ve Amerika ile ilişiklerinin kötü olmasından kaynaklanıyor ama o köklü İran kültüründen mahrum kaldığımız ortada.

Film fotokopi makinesinde bazı kimlik kartlarının kopyalaması ile açılıyor. Biri anlatsa çok hoşuma gitmeyebilirdi o sahne ama nedense bana çok şık geldi. Sonra anlıyoruz ki esler birbirinden boşanmak istiyor vs.

Hemen filmin senaryosunun ne kadar karmaşık ama bir o kadar sade oldugundan bahsetmek istiyorum. Sadeliği basit olaylar zincirinden geliyor, karmaşası ise bu basit olayların birbiri icine farklı köşelerden geçişmiş olmasından kaynaklanıyor. Bu anlaşılır karmasa film boyunca olaylara sebep olarak sucladigimiz gunah kecisinin değişmesine ve biz de bir önceki günah keçisi ile iliski kurmaya ve suçladığımız için de vicdan azabına sebep oluyor. Yani film boyunca, olaylar geliştikte sucu başka birine atıyor sonra pişman olup başka birini suçluyoruz. Bu ironiyi gözümüze soka soka yaptırıyor ve filmin en büyük basarılarından biri burada yatıyor. Nasıl oluyor da daha önceki tecrübelerimizden pişman olabileceğimizi bildigimiz halde sanki hiçbirşeyin farkında değilimisiz gibi aynı şiddette suçlamaya devam ediyor, edindigimiz datayı anında silebiliyoruz. İnsanın hep nisyan kökünden geldigi söylenir zaten, ona bir atıf gördüm sanki.

Read more

18
Oct

Nokta’nin hikayesi

Siyah noktayi siz de gorebiliyor musunuz

Siyah noktayi siz de gorebiliyor musunuz

Evren onceleri siyahmis, sonra buyuk bir parilti ila beyazlasmis, sonra tekrar kararmis. Bu karalti icerisinde kucucuk bir nokta varmis ve kendini karanlikta bir nokta olarak tanimlarmis. One gitmis, arkaya gitmis, saga gitmis, sola gitmis ve bakmis ki, karalti noktalardan olusuyormus. Aynaya bakinca kendini gormus ve biliyordu ki eger yukaridan bakabilme ozelligi olsaydi kendisini secemeyecekti cunku karismisti, birlesmisti, guclenmisti. Damarlarinda akan zifiri yokluk, caniyla birlesmis ve ayni suretin suyun ustunden ve icinden bakilan haline donusmustu, aslinda ayni cehreydi ama yukaridan hic, yerden can gibi gozukuyordu. Annenin bagri, sevgilinin teni, hayalin siddeti… sayiklar durmadan yok olurken kendinden, yeni bir organizmada var olmaya, karismaya, kana kana icmeye, haz almaya, olup dirilmeye! Artik evrenin rakami belirir ve nasil farketmemis soylenir: birlesmek, birikmek, birden bire, birisi, birer…

Read more

4
Sep

Çoğunluk

Çoğunluk
Çoğunluk (Çoğunluk)
2010
Yönetmen: Seren Yüce
Bartu Küçükçaglayan, Settar Tanrıöğen…

Oncelikle mizansenini cok begendim. Ayrintilarda en ufak bir atlama yok, her sey yerli yerinde ve olmasi gerektigi gibi. Zengin sayilabilecek bir aile ile iglili bir cok sosyolojik noktaya deginmis, problemlerden bahsetmis ve bunu cok guzel bir sekilde ifade etmis. Fakat bircok konudan bahsetmesi bazen izleyicinin dikkatini farkli yerlere kaydirabiliyor ve izledikten sonra verilen mesajlarin toparlanmasini engelleyebiliyior. Ayrica filmin adi Cogunluk nedense pek bir sey cagristirmiyor, zorlayinca Mertkan’in cogunluga uymasi olarak algilayabiliriz ama daha uygun bir isim bulunabilirdi. Read more

16
Aug

Bizantiyo diyarı Istanbul

Tren camından goz goze gelirken kendimle
Haydarpaşa uğurluyordu beni, boğaz suskun
Düşünürken bastığımda toprağına vereceğim filizleri
Giderken hatırlamıyordum, hafızam durgun Read more

24
Jul

Sezen Aksu – öptum -2

Bu albumu Sezen’in Kok’e gidisindeki son 10 sene icersinde cikardigi en bariz albumu olarak goruyorum. Zira artik hitap ettigi varlik sevgili degil Ask’in bizzat kendisidir. Bu baglamda Yıldırım Türker’in Sezen’in koke giden evriminde bir tas olarak görüyorum. Bütün şarkılarda kok’lesme varken bu adamın şarkıları hala bağrı yanık insanlardan bahsediyor. Oysa Sezen daha minimalist bir tavra bürünmüş, sevgiliyi bırakıp aska yönelmiş ve bundan sonra da Can a yonelecektir Mevlana’da olduğu gibi. Read more

5
Jun

Sezen Aksu – Optum… Bakarsin Umdugundan Iyi Gecer Yaz

Insallah dedigin gibi olur Sezen, dua edelim de umdugumuzdan iyi gecsin bu yaz. Hele ki secim propagandalarindan bikmis bir haldeyken bu iyi dilegin gerceklesmesini cok istiyorum.

Ilk defa Sezen Aksu’nun yeni bir albumden bu kadar gec haberim oldu. Normalde 6 ay oncesinden dedikodulari yayilir, gecikmemesi icin dua ederdik ve hep gec cikardi ama bu sefer gariptir ki zamaninda ve beklenmedik bir sekilde ortaya cikti, en azindan ben beklemiyordum. Bu ayrintilar cok da onemli degil aslinda, onemli olan su an elimde sapasaglam bir Sezen albumu bulunmasi, uzerinde kirmizi yazilarla cicek desenli “Sezen Optum” demesi ve icerisinde beni ona tekrar esik ettirecek guzellikte resimlerin bulunmasi (En begendigimi altta koydum). Sezen seni seviyorum, sana asigim, hastayim, benimle evlenir misin, ne diyim be kadin! Gok guzel cikmissin! Read more